Özel Arama
.: Kasım 2010

30 Kasım 2010 Salı

Yaşarken Yok

Sağlığında nice ehl-i hünerin
Bir tutam tuz bile yoktur aşına
Öldürüp evvel onu açlıktan
Sonra koca bir türbe yaparlar başına..

                              Ferit Kam

29 Kasım 2010 Pazartesi

Elim Boş Gelmedim

Eli boş gidilmez gidilen yere,
Boş gelmedim yâ Rab, ben suç getirdim.
Dağlar çekemez bu ağır yükü,
İki kat sırtımla pek güç getirdim

 

                                  Tahir’ül Mevlevi

28 Kasım 2010 Pazar

ADINI SEN KOY

     Küçük kasabanın birinde bir caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir gece kulubü inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler. Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine nasıl bir iş yeri açacağına da yasal olarak karşı çıkamamışlar. Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu gece kulubü için hergün beddua etmekten öteye geçememiş.  

      İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala her nasılsa şiddetli bir yıldırım düşmesi sonucu gece kulubü yerle bir olmuş. Caminin cemaati bu olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemişler, ancak gece kulubü sahibi adam cami imamının ve cemaatin direk veya indirek olarak bu hasardan sorumlu oldukları iddası ile camiye karşı tazminat davası açmış.   

     Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler. Bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler. 

     Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:  

      - Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum, demiş. Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var. 

   -Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir gece kulubü sahibi,
   -Diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati...!
 

Nefis bir fıkra...  Aynen günümüzde olduğu gibi kimi dinsizlerin menfaat ve çıkarları uğruna nasıl dindar gözüktükleri ile, kimi dindarların çıkarları uğruna nasıl dini inkar ettiklerinin hikayesi
"Muhterem milletime tavsiyem odur ki, sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki ve vicdanındaki cevher-i asliyi cok iyi tahlil etmek dikkatinden bir an vazgecmesin!.."
Mustafa Kemal ATATÜRK

Rahibe Teresa

27 Kasım 2010 Cumartesi

Porsche

Ferdinand Porsche, ölür ve öbür dünyada melekler
tarafindan karsilanir.
 
Melekler kendisinin olaganüstü otomobil tasarimindan
dolayi bir dilek hak ettigini söyleyerek, arzusunu sorar.
 
 
Porsche: - "Tanri ile bir konuda konusmak isterdim." der.
 
Melek derhal istegini yerine getirmek üzere Ferdinand Porsche'yi bir salona alir.
 
Porsche
Tanriya sorar: - " Kadini yaratirken düsüncelerin nerdeydi?"
 
Tanri: -" Ne demek istiyorsun?"
 
Porsche: -" çok hatali yaratmissin!"
1. Ön taraf aerodinamik degil.
2. çok ses yapiyor.
3. Bakim masraflari yüksek. 
4. Ayda 5-6 gün tamamen kullanilmaz durumda.
5. Arka taraf çok sarkik duruyor.
6. Sürekli boyanmasi ve yenilenmesi gerekiyor.
7. Egsoz, emisyona çok yakin.
8. Farlar genellikle küçük.
9. Yakit da son derece pahali. 
 
Tanri kisaca düsündükten sonra cevap verir :
-"Ferdinand, bunlarin hepsi dogru olabilir ama istatistiklere göre
 bir çok erkek benim icadim' a senin icadindan daha fazla biniyor !!

25 Kasım 2010 Perşembe

Gelin & Kaynana

Her gün yamaçtan tarlalarina ekine giden bi gelin-kaynana varmiş.

Iki adam gelinle kaynanayı gözlerine kestirmisler. 
Bunları alıp kaldıralım, diye düşünmeye başlamışlar..
Bi gün, gelinle kaynana tarlaya giderken ortalığı yıkan bi ağlama duymuşlar..
dinlemisler ki, kulubeden geliyor.. çıkalım bi bakalim, demisler..
gidip kapiyi calmislar..adamlardan biri acmis..
kaynana 'hayirdir' demis 'ne oldu ? '
adam demis ki 'cenazemiz var...buyrun iceri' 
gelin kaynana iceri girmisler...giris o giris...!!!!


adamlar islerini halletmişler.. neyse..gelin kaynana evden çikmişlar.. 
gelin sormuş, ana be, naapcaz simdi ? '
kaynana cevap vermis, 
valla gelin seni bilmem ama, ben yedisine de gelicem kırkına da'

24 Kasım 2010 Çarşamba

İgooooooooorrrrrrrr

Fransa'da Bir Gazeteci Victor Hugo’ya Soru Soruyor;

“Eserleriniz ve siz bugüne dek çok olumlu eleştiriler aldınız, çok övüldünüz. Bu...nlar arasında sizi en çok hangisi hoşnut etti?”

Hugo anlatıyor:

''Karlı bir kış gecesiydi. eş dostla yiyip içmiştik. Mesafe kısa diye, evime yaya olarak dönüyordum. Fena halde sıkışmıştım. hızlı adımlarla, malikanemin bahçe kapısına vardım. Kapı kilitliydi.

Var gücümle uşağıma seslendim: ‘igooooooor!’ defalarca haykırmama karşın İgor’un beni duyduğu yoktu. Sidik torbam atlas okyanusu büyüklüğüne ulaşmıştı. altıma kaçırmak üzereydim. Yaşlılık işte anlayın dostlar... Çaresiz, bahçe duvarına yanaştım, etrafa bakındım, görünürde kimse yoktu, fermuarımı indirdim ve su dökmeye başladım. Tam o sırada arkamda bir at arabası durdu.

Hiç kıpırdamadan, sessizce işiyordum. arabacı nefret dolu bir sesle ‘seni haddini bilmez, buruşuk Şerefs..zzz adi ! o işediğin, Sefiller’in yazarı Victor Hugo’nun duvarıdır!’ dedi. İşte, hayatımda duyduğum en iltifat dolu söz buydu.”

 

 

14 Kasım 2010 Pazar

ETME !



duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme

harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

isyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

Akşam erken iner mahpushaneye.


  Ejderha olsan kar etmez.
  Ne kavgada ustalığın,
  Ne de çatal yürek civan oluşun.
  Kar etmez, inceden içine dolan,
  Alıp götüren hasrete.

  Akşam erken iner mahpushaneye.
  İner, yedi kol demiri,
  Yedi kapıya.
  Birden, ağlamaklı olur bahçe.
  Karşıda, duvar dibinde,
  Üç dal gece sefası,
  Üç kök hercai menekşe...

  Aynı korkunç sevdadadır
  Gökte bulut, dalda kaysı.
  Başlar  koymağa hapislik.
  Karanlık can sıkıntısı...
  "Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
  Bense volta'dayım ranza dibinde
  Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
  Gülünç, acemi, çocuksu...

  Vurulsam kaybolsam derim,
  Çırılçıplak, bir kavgada,
  Erkekçe olsun isterim,
  Dostluk da, düşmanlık da.
  Hiçbiri olmaz halbuki,
  Geçer süngüler namluya.
  Başlar gece devriyesi jandarmaların...

  Hırsla çakarım kibriti,
  İlk nefeste yarılanır cıgaram,
  Bir duman alırım, dolu,
  Bir duman, kendimi öldüresiye,
  Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
  Ama akşam erken  iniyor mahpushaneye.            
  Ve dışarda delikanlı bir bahar,
  Seviyorum seni,
  Çıldırasıya...

12 Kasım 2010 Cuma

Bayramlar Bayram Ola

Güneş yükselmeden kuşluk yerine
Bir adam camiden döndü evine
Oturdu sessizce yer minderine

Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı
Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..

Eli öpüldükçe içi burkuldu
Konuşmak istedi, dili tutuldu
Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu

Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı
Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..

Düşündü kış yakın, evde odun yok
Tenekede yağ yok, çuvalda un yok
Yok yok’a karışmış; tuz yok, sabun yok

Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını
Adam “evet” dedi, sıktı dişini..

Çalışsa ne iş var, ne cepte para
Dağ oldu içinde büyüyen yara
Dikti gözlerini karşı duvara

Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı
Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..

Döndürse yönünü herhangi dosta
Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta
Yıllar, aylar, günler erirken yasta

Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı
Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı..


Abdurrahim Karakoç

7 Kasım 2010 Pazar

Seviyorum seni

Ben seni daha cok seviyorum. Oyle cok seviyorum ki seni tarif etmek gerekirse dunyadaki butun nar agaclarindaki nar taneleri kadar... tahmin et bir narda kactane tane var... oyle sevdim ki seni gokyuzunden dusen kar taneleri kadar... oyle sevdim ki seni gok yuzunden yeryuzune bereket getiren yagmurlar kadar cok...

Feministler Kongresi

Feministler Kongresinde Amerikan Delegesi Hanımefendi kürsüye gelmiş:
-'Geçen yılın kararlarını aynen uyguladım.
- Eve gider gitmez kocama:
-Bundan sonra temiz çamaşır istersen ,kendi çamaşırını kendin yıka. Işte makine orda..' dedim.
- Ilk gün bir şey görmedim.
- Ikinci gün bir şey görmedim.
- Üçüncü gün bir baktım, makinenin başında
sadece kendi çamaşırlarını değil, benimkileri de yıkıyor.'


Alman Delegesi söz almış:
'Ben de kararımız gereğince kocama: 
- 'Bundan böyle temiz tabakta yemek istiyorsan kendi bulaşığını kendin yıka' dedim..
- Birinci gün birşey görmedim.
- İkinci gün bir şey görmedim.
- Üçüncü gün baktım makinenin başında
sadece kendininkileri değil,benim bulaşıklarımı da yıkıyor.'


Üçüncü konuşmacı bizden TÜRK , feminist kardeşimiz: 
'Türkiye'ye döner dönmez kararımız gereğince kocamla konuştum. Ona dedim ki:
'Bundan böyle yemek yemek istiyorsan,
kendin pişirmen gerekecek. Işte mutfak orada..'dedim.
-Birinci gün bir şey görmedim.
-İkinci gün birşey görmedim.
-Üçüncü gün sol gözüm biraz açılır gibi oldu,hafiften görmeye başladım ...

1 Kasım 2010 Pazartesi

Sıra Dışı Yaşam Becerisi ........

Hintli bir yaşlı usta, çırağının sürekli her şeyden şikayet etmesinden bıkmıştı.
Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi.
Hayatındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi.
Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.
"Tadı nasıl?" diye soran yaşlı adama öfkeyle "acı" diye cevap verdi.
Usta kıkırdayarak, çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı.
Az ilerdeki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi.
Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:
"Tadı nasıl?"
"Ferahlatıcı" diye cevap verdi genç çırak.
"Tuzun tadını aldın mı?" diye sordu yaşlı adam,
"Hayır" diye cevapladı çırağı.
Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve söyle dedi:
"Yaşamdaki ıstıraplar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok.
Istırabın miktarı hep aynıdır.
Ancak bu ıstırabın acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır.
Istırabın olduğunda yapman gereken tek şey, ıstırap veren şeyle ilgili hislerini genişletmektir.
Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış."